Uncategorized @tr

Dr. Abdulvehhab El-Mesiri tarafından, Dr. Cemal Hamdan’ın “ANTROPOLOJİK OLARAK YAHUDİLER” adlı kitabına yazdığı önsöz üzerine bir değerlendirme

 

El-Mesiri, Söz konusu önsözüne, kitabı, Cemal Hamdan’ın katkılarını içeren genel entelektüel proje çerçevesine koyarak başlıyor ve kitabı okuyacak, analiz edecek veya açıklayacak kişilerin mutlaka dikkate alması gereken son derece önemli metodolojik bir yaklaşım sunuyor. Bu yaklaşıma göre, Hamdan’ın bütün çalışmaları, araştırmaya konu olan fenomenle bağlantılı problemler çerçevesinde olup bir tek entelektüel projeye hizmet eden cevapları aramaktadır. Bu proje onun çizgisini ve bağlamını oluşturmaktadır. Bu proje ile El-Mesiri, gerçekleri ve olayları araştırıp ortaya koyarak hakikate ulaşmayı hedefler. Bu şekilde, gerçekler ve olaylara egemen olan, epistemolojik bir modele dayanan, ışığında hareket edilen ve referans gösterilen, gerçek bir içerikten yoksun birçok akademik çalışmanın ötesine geçen kapsamlı ana düşünce tarzını keşfetmeye çalışır.

İşte Hamdan’ın projesini inceleyen el-Mesiri, projesine egemen olan, bu kitabı ve diğer fikri ürünlerini okurken akılda tutulması gerektiğini ifade ettiği 4 bileşene dikkat çekiyor:

  1. Hamdan’ın ait olduğu, görüşünü belirleme ve temellendirme hususunda dayandığı düşünce sistemi.
  2. Etkilendiği ve entelektüel ürünlerini topladığı tarihi bağlam.
  3. Bağlamında yetiştiği, ilmi ve fikri eserlerini yazdığı uzmanlık durumu.
  4. Hamdan’ı çevreleyen psikolojik ve sosyal faktörler.

El-Mesiri’nin önsözü kısa olmasına rağmen doğru yolu gösteren bir yol haritası olması itibariyle araştırmacının elinden tutup onu bilgi kaynaklarına yönlendiren ve varılmak istenen hedefe ulaştıran bütüncül bir metodu içinde barındırmaktadır. Açıkça söyleyelim ki bu önsöz, bütün kitap değerlendirmelerinde model bir ölçü olacak mahiyettedir; çünkü El-Mesiri’nin bizzat kendisi, farklı düşüncelerin arkasındaki epistemolojik modeli kavramadan onları incelemeye girişme problemini irdelemiş ve önsözünde bu problemi aşarak öncülerin mirasını ve entelektüel projelerini değerlendirme metodolojisi olabilecek uygun bir örnek/model sunmuştur. Bundan dolayı Hamdan’ın “Antropolojik Olarak Yahudiler” adlı eserini incelerken gücümüz yettiği ölçüde düşünceler ve onlara egemen olan bilgi bağlamları göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

Bu incelemenin amaçlarının gerektirdiği üzere, Cemal Hamdan ve onun Yahudiler hakkındaki kitabı ile bağlantısı açısından bu önsözün yapısı ve unsurları üzerinde durmaya çalışacağız. Değerlendirmeden çıkardığımız sonuca göre bu önsöz 3 ana temele dayanmaktadır:

  1. Temel: Hamdan ve Canlı Bilgi:

El-Mesiri, Hamdan’ın kitabına önsöz yazarken, referans, yön ve gaye bakımından farklılık arz eden, ancak tam manasıyla da birbirinden kopuk olmayan iki düşünce sistemi arasında bir ayrım yapmaktadır. Çünkü bu iki düşünce sistemi, genele vurulduğunda kısmi bilimsel bir ortak yanı olmakla birlikte, epistemolojik model ve bu modelin olguları okuma ve onları yorumlamada takip edilen metotta kullanılması bakımından birbirinden farklılık arz ederler. El-Mesiri’nin, bu iki sistemi birbirinden ayırmasının amacı, Hamdan’ın, esas fonksiyonu, parçaları arasında bütünlük ve iç tutarlılık arz eden, arkasında tek bir epistemolojik model ve dünya görüşü bulunan entelektüel bir sistem geliştirmek olan bir düşünce sahibi olduğunu göstermektir. O bu şekilde Hamdan’ın vizyon ve düşüncesine egemen olan genel tarzı ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Hamdan’ın gayesi, genel bağlamından kopuk bir bilim dalı çerçevesinde sadece bilimsel olgunun detaylarını tespit etmek ve onlarda derinleşmek değil, aksine cüzî meseleleri küllî prensipler bağlamına yerleştirmek ve külli prensiplerden hareket ederek cüzi meseleleri yorumlamaktı. Epistemolojik araçlar düzeyindeki amacı ise, bilgi, olgu ve gerçekleri bir araya getirerek onları cansız taşlar gibi üst üste yığmak değil, bilakis ayrıntılarda gizli olan, bir anlam ve maksat ifade eden modelleri araştırmaktı. Doğrudan bilgi hammaddesi ile ilgilenmez, onları belirli bir problematik çerçevede ele alırdı.

Uzmanlık alanı olan coğrafya bilimi bağlamında ve olguların yorumlanmasında katı maddeci görüşe dayalı kümülatif bilgi metodolojisi ekolünün baskınlığına rağmen, Hamdan bu bilim dalına ters düşerek, indirgemeciliği aşan, sentez yöntemini benimseyen, sorgulamadan kabul yerine orijinallik ve yaratıcılığı tercih eden bir düşünce sistemi inşa etmektedir. Bu nedenle coğrafya bilimine, bilimsel mahfillerde egemen olandan farklı bir tanım sunuyor. Ona göre, bu bilim dalı, yeryüzünün sadece fiziki çehresinin farklılığını öğrenmekle yetinmez. Bununla beraber herhangi bir bölgenin özelliklerinin ve dağılımlarının matematiksel boyutunu aşan ve bölgeyi diğerlerinden ayıran “belli bir toprağı benzerlerinden farklı kılan etkenler nelerdir?” temel sorusunu gündeme getiren soruyu da ortaya atmaktadır. Bölgenin kişiliğine vurgu yapmasının amacı, bu kişilikte potansiyel olarak saklı bulunan ve ona öz dehasını veren mekânın ruhuna erişmek, olguyu iç ve dış boyutuyla ele alan, hem geniş ufuklarda pervaz   eden hem odaklanan bir bilim dalı tesis etmek.

O bu metodoloji ile varlık aleminde bulunan her şeyi tek bir maddi unsura bağlayan ve tüm ikilemlerin, özelliklerin ve heterojenliğin ortadan kalktığı “bilimlerin birliği” düşüncesini reddeder. Söz konusu metodolojisini aklındaki bu modele –ısrarla– uyguladığında modelin oluşum niteliğini ortaya koymak için canlı mecazi ifadeleriyle bu konu üzerinde duruyor. Hiçbir tek yönlü katı bir bütün içinde eriyip kaybolmayan, ikilemlerden oluşan ve tam olarak bulunmamakla beraber neredeyse her yere ait olan ve bu özelliği ile çok farklı dünyaların havuzu haline gelen ve 3 veya 4 çerçevede ara çözümler üreten bir model sunuyor. Bu çerçeveler Arap Dünyası, İslam Dünyası, Asya-Afrika ve dünyanın geri kalan kısmıdır.

El-Mesiri, önsözünde, çokları tarafından fark edilmeyen bir gerçek olarak nitelediği bir meseleyi irdelemiştir, o da Cemal Hamdan’ın 23 Temmuz Devriminin en önemli filozoflarından biri olduğu hususudur.  Ona göre Hamdan’ın öneminin kaynağı, bu devrimin, kendimize, evrene ve ötekine bakışını net olarak ortaya koymasının yanı sıra, bu devrimin medeniyet ve devrimsel projesinin felsefi temellerini açıklığa kavuşturmasıdır. Nitekim Arap-Siyonist mücadelesi, gerçekte, dini boyutları olan siyasi, medeniyetsel/kültürel ve ümmetin kaderini belirleyen bir mücadeledir. Fakat -El-Mesiri’ye göre- devrimin sahipleri, tarihsel ânın öneminin farkında değillerdi, bunun için aksini yapmaları gerekirken düşünceyi yaşanılan ânın hizmetine verdiler ve gerçeğin aleyhine realiteye ve olgulara inanan pratik ve pragmatist bir devrim yaptılar.

  1. Temel: Hamdan’ın düşüncesine göre Yahudiler ve Siyonist Yapı

El-Mesiri’ye göre Hamdan’ın düşüncesinde İsrail fenomeninin (Siyonist yapı), birden fazla düzeyi vardır.  Bu düzeyler kendi içinde iki hususu barındırmaktadır. Nitekim bunların bir kısmı bu fenomenin zemindeki süreçlerine bakış ve anlama şeklinde olurken; diğer bir kısmı olayları ve gerçekleri bir araya getirerek hakikate ulaşma şeklindedir. Bu nedenle Hamdan, bu fenomeni ele alırken, genel bir bağlamdan hareket ederek, önce bunu Batılı bir fenomen olarak, daha sonra Yahudi bir fenomen olarak ele alıyor. Bu nedenle, onu saf sömürgeci bir fenomen olarak görüyor ve Siyonist yüzünün aslında Arap ve İslam halklarına ait haklarının bir gaspı ve hırsızlığı olduğunu ve Arap ve Müslüman dünyası için en büyük tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Ayrıca fenomeni etüt ederken genel düzeyde kalmayarak özel düzeye geçiyor ve aşağıdaki metodolojik çerçeveyi gerektiren aşamaya geçiyor.

  1. Siyonist Yapı Yahudilerinin Aidiyet Özellikleri Bakımından:

Hamdan, son derece önemli bir gerçeğin üzerinde durarak, Siyonist Yahudilerin genel manada sömürge ve işgal olgusunun bir parçası olduğunu belirtiyor. Bunun yanında, bunlar homojen bir ırk değildir, bilakis dünyadaki eski İsrail-Filistin köklerinden tamamen uzaklaşan ırkların karışımının toplaması ve temel yapıları itibariyle dinleri farklı olsa da et ve kan bakımından Avrupa ve Amerikalıların bir parçasıdırlar. Dolayısıyla, kendilerini tanımladıkları ve soydaşları batılıların onları niteledikleri gibi sürgünde yaşayan gurbetçi veya yabancı topluluklar değildirler. Bunlar, nesil ve sülale bakımından batılılarla aynı haneye mensuptur. Bu nedenle, Siyonist Yahudilerin Filistin’e geri dönüşüne değinirken, onların iddia ettikleri gibi torunların ata yurtlarına dini bir dönüş olarak değil bilakis bilimsel anlamda kuşku taşımayan bir gerçek olarak yabancıların başka bir vatana saldırısı ve sömürgesi olarak bakmaktadır.

  1. Sosyal Oluşum Açısından:

Hamdan, Siyonist Yahudilerin ve bunların kökenlerinin incelenmesi neticesinde onların Filistin toprağına ait sosyal bileşimin dışında kaldıkları gerçeğini ispatlamaktadır. Bunu kanıtlarken 2 araca başvurmuştur:

Birinci Araç: Yahudilerin dünyadaki sayı ve dağılımları ile ilgili devasa bir bilgi toplayarak bütüncül bir bakış açısı sunmuş ve 19. Yüzyılın sonuna kadar onların dağılımının 3 ana bölgede olduğu sonucunu çıkarmıştır: 1- Merkezi Polonya olan Doğu Avrupa bölgesi, 2- Merkezi Ren ve Frankfurt olan Batı Avrupa bölgesi, 3- Merkezi New York olan ABD bölgesi. Bunların dışında kalan bölgeler sadece dağınık parçalardan ibarettir. Bu bağlamda, Yahudilerin küresel dağılımının, “her taşın altında bir Yahudi var” diyecek kadar olmadığını, geneli itibari ile değersiz olarak nitelendirilebilecek düzensiz dağınık bir dağılma olduğunu belirtiyor.

İkinci Araç: Yahudilerin, evvela küresel bazda, daha sonra da ülkeler bazında dağlım özelliklerine hususi bir nazarla bakıldığında, onların toplumsal yapısına egemen olan üç ana özelliğin bulunduğunu görülmektedir.

Birinci Özellik, dünya Yahudilerinin büyük çoğunluğu Atlantik Okyanusu kıyılarında yoğunlaşmıştır, bu da onların eski dünya kıtasının tam göbeğinde yoğunlaştıkları anlamına gelmektedir.

İkinci Özellik: Yahudiler birinci derecede büyük şehir ve başkentlerde oturmuşlardır.

Üçüncü Özellik: Yahudiler mesleki ve iş bakımından tarımdan ve sanayiden uzak durmuşlar, serbest meslek, ticaret, finans ve bankacılık faaliyetlerine yoğunlaşmışlardır. Hamdan bu bilgiden hareketle, dünyanın hiçbir yerinde kayda değer bir Yahudi tarım toplumunun olmadığını ifade ediyor. Bu durum ise genelde tarım toplumu özelliği taşıyan Filistin toplumunun sosyal altyapısından tamamen farklılık arz etmektedir. Dolayısıyla Yahudiliğin bu bünyede ortaya çıkan yabancı bir unsur olduğu sonucu çıkmaktadır. Bütün bu özelliklerden yola çıkan Hamdan Avrupa’nın küresel Yahudiliğin genel vatanı olduğu ve Arap-İslam toprağı olan Filistin ile bir bağlantısının bulunmadığı neticesine varmıştır.

  1. Dini Boyut Bakımından

El-Mesiri’nin de kaydettiği gibi Cemal Hamdan, -biz Müslümanlar tarafından öyle bir durum yoksa bile- Arap-Siyonist çatışmasında dini unsuru dışarıda tutmamaktadır. Zira Yahudilik inancı Siyonizm’in önemli ve temel ögelerinden birini teşkil etmektedir. Bu sebeple Hamdan, yaptığı inceleme ve araştırmalarının sonucu olarak, Yahudiliğin semavi din olmaktan çıkmasının yanında, misyonerlik yapmama, içe kapalılık ve kendisini hep tekrar etme bakımlarından birçok putperest dinle ortak yanları olduğunun altını çiziyor. Hamdan, bu çerçevede Yahudiliğin, her ne kadar yayılma açısından küresel olsa da iki cihetle küresel olmaktan çok uzak olduğunu belirtmiştir: 1. Hacminin cüce ve küçük olması; 2. Belli bir vatana veya bir kavme veya bir ırka özgü olması nedeniyle coğrafi bir din olması. Bu gerçek, Yahudiliği Filistin ve İslam dünyasının diğer şehirleri ile ilişkisinin kopuk olduğunu göstermektedir.

  1. Siyonist Yapının Özellikleri Açısından:

Hamdan, bu yapay olgunun en belirgin vasıfları ve karakteristik özellikleri üzerinde duruyor. Onun kendi ifadeleri ile söyleyecek olursak: “Siyonizm, taşeron bir sömürgedir. Küresel egemenlerin yardımı, asıl yerli halka rağmen işgalci ve yerleşimci sömürgenin desteği ve büyük İsrail hayalini gerçekleştirmek için yeryüzünde yayılmacı bir sömürge anlayışı olmadan gerçekleştirilemeyecek bir harekettir.

  1. Yahudi Olgusunun Çevresinde Oluşması Açısından:

El-Mesiri’nin de ifade ettiği gibi, Hamdan’ın Yahudi fenomeni üzerine çalışmasında dikkat çeken şey, onun bu konudaki araştırmalarını Yahudilik çerçevesinin dışına çıkarıp genel bilim çerçevesine koyarak olguyu tarihsel bağlamlarda ve çeşitli karmaşık boyutları ile birlikte incelemesidir. Yahudiler, içinde bulundukları kültürel oluşumların tarihlerinin bir parçası olması açısından etraflarında bulunan olgulardan soyutlanmalarını gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla Siyonist yapının tarihini, Batı sömürgeciliğinin bileşenleri çerçevesinde incelemek mümkün olduğu gibi, onları farklı toplumların tarihi dinamikleri çerçevesi içinde birer insan olarak da incelemek mümkündür. Hamdan, bu şekilde, Yahudilere, hem Siyonistlerin hem de Yahudi düşmanlarının uzak gördüğü “insan” olma vasfını onlara iade etmiş oluyor. Dolayısıyla Hamdan, Siyonist yapı ve yerleşimci işgaline karşı duruşunun gerçekte, tarih boyunca İslam medeniyetinin bir parçasını oluşturan ve genel İslami çerçeve içinde hususiyetlerini koruyan Yahudilere karşı olmadığını belirterek medeni bir tavır takınmıştır.

Üçüncü Temel: el-Mesiri ve Hamdan: Etkileşim alanı:

El-Mesiri, Bir yazar ve eleştirmen sıfatıyla da Hamdan’ın düşüncelerini diziminde, istiare ve mecaz gibi dil araçların kullanımında ortaya koyduğu dil ve üslup güzelliğinin üzerinde de duruyor. El-Mesiri’ye göre, Hamdan’ın aidiyeti firavun medeniyeti değil Araplıktır. Ancak bu onun firavun dönemi mirasını tamimiyle reddettiği anlamına gelmez, aksine erimeyen ve indirgenmeyen ikilemler içinde özümsemiştir. Aynı zamanda o, Mısır ve Arap aidiyetini genişletmiş, bu aidiyetlerini İslami aidiyeti ile çatıştırmamıştır.  Zira o aidiyet özelliklerinin erimesi ve kaybolmasına karşı çıkar. Buna karşılık bir aidiyetin başka bir aidiyetin varlığını reddetmediği ve bütün aidiyet çerçeveleri ile bağlantılı olan sağlıklı bir kavram öne sürer. Böylece bunları kolektif bir yapıda olmasa da çalışma ve kader birliği şemsiyesi altında uyumlu ve tutarlı hale getirir.

El-Mesiri, yine Hamdan’ın kullandığı dil ile ilgili olarak, işlediği sistematik bir soruna karşı kalbine gelen manayı yansıtan dakik ifadeleri bulmak maksadıyla Hamdan’ın içinde olduğu olumlu endişe durumunu da irdeliyor. Ayrıca direkt olarak okuyucuya yönelmek için konu anlatımında bağlamı değiştirmeye muktedir olduğunu gösteren üslupta farklılığı gerektiren renkli dil meselesine değiniyor. el-Mesiri, Hamdan’ın mecaza başvurmasına değinirken, onu üslupta mecaz dilini tercih etmeye zorlayan iki hususun olduğunu belirtiyor. Birincisi: Mecaz dili, bilişsel bir araçtır ve normal nesir dilinin aciz kaldığı yoğun bir idraki ifade etmenin yöntemlerinden biridir. İkincisi: Doğal olguları nitelemede soyut dil kullanan bilimlerin birliği düşüncesini reddetmesi. İnsan olgusu ise sentez ve komplikedir ve Hamdan, onun gerçekliğini anlamak için mecaz dilini kullanıyor.

El-Mesiri, Hamdan’ı düşünce ve yaşamı bakımından ele alırken ona hayran kaldığını ve etkilendiğini gizlemiyor. Sadece ilminin muhteva ve içeriğine değil, aynı zamanda hayatı ve düşünce sistemine de hayran kaldığını ifade ediyor. Ondan etkilendiği en önemli noktaları şu şekilde sıralayabiliriz: Değişken detaylar yığınından genel düşünce tarz ve üslubu çıkarmak, gerçeklerden gerçeği soyutlamak ve çıkarmak, maddeci ve materyalist tekliği reddetmek ve bilimsel düşünce eyleminde hayal ve önseziye iade-i itibar yapmak. Branş bağlamında ise; Yahudi ve Siyonist olguları Tevrat, Talmud ve Yahudi araştırmaları çerçevesinden çıkarıp genel beşeri bilim alanına yerleştirmesi. Son olarak ise el-Mesiri, Hamdan’ın düşünce sistemi hakkında başka bir beyana ihtiyaç bırakmayan şu ifadeleri kullanıyor: “Kitabını ilk defa okuduğumda, her araştırmacı gibi onda bilgileri aradım. Fakat öyle gözüküyor ki aynı zamanda bütüncül bir düşünce sistemini de kavradım ve farkına varmadan tam anlamıyla onu özümsedim. Ne var ki ben bunu sonraları Yahudiler ile ilgili ansiklopedimi bitirdiğimde anladım. Düşünce kaynaklarım üzerine kafa yorarken onun düşünce yönteminden ileri derecede etkilendiğimin farkına vardım.

El-Mesiri’ye göre, Hamdan’ın projesi; hayatı, düşüncesi ve söylemi açılarından etüt edilmesi gerekiyor. Projesinin, sadece detayları, içerdiği bilgi ve gerçekler açısından değil, aynı zamanda onun araştırma projesini keşfetmek ve satır aralarına bakıp onun ortaya koyduğu araştırma ajandasın ve düşünce sisteminin de etüt edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde onun ortaya attığı ve cevaplarını bulmaya çalıştığı ana problemleri görmüş oluruz. Bu şekilde günümüzün realitesi içinde, stratejik düşüncenin öncülerinden birsinin metodolojik düşünce inşasının temel unsurlarından birini temsil eden metodik bir model sunmuş oluruz.

Başa dön tuşu