Durum DeğerlendirmesiYayınlar

Bölgesel ve Uluslararası Çekişmenin Kürdistan Bölgesi Üzerindeki etkisi

Kürdistan referandumuyla[1] ilgili parti liderlerinin çoğunun kanaatiyle örtüşen temel hipotezin doğruluğu ispatlayan şey gerçek oldu. Bu liderler, referandumun neden olacağı geri adım atma ve Kürt meselesinin on yıllar boyunca elde ettiği kazanımların kaybolma ihtimalinin getireceği sonuçlardan bölge (Kürdistan) başkanlığının sorumlu olacağını ifade etmişlerdi. Gerçekten de Kürdistan bölgesi, Irak Federal Anayasası ve bölgenin yapılandırılması ile ilgili deklarasyonun ardından elde ettiği sözkonusu kazanımları kaybetti. Bunun kanıtı ise Mesut Barzani’nin başkanlıktan çekilmesi, yetkilerini parlemantoya ve hükumet başkanı Neçirvan Barzani’ye devretmesidir.

 Ikinci bir hipoteze göre, “Gûran” Değişim Hareketi’nden Kürdistan Parlamentosu başkanı Yusuf Sadık’ın; Gûran ve Cemaat-i İslami milletvekillerinin ortak bir tavır koymak maksadıyla istifa etmeleri sonucunda iktidar Mesut Barzani’den fazla uzaklaşmamış oldu ki bu da onun iktidar isteğinin devam ettiğini göstermektedir. İki partinin ortak tavrının amacı, bir yandan bölgenin tanıklık ettiği bir restleşme ve inatlaşmanın yılların kazanımlarını bir hamlede kaybetme sorumluluğunu üzerlerinden atmak, diğer yandan da kriz hükümeti iken bu iki partiyi ve Adalet ve Demokrasi İçin Birlik partisini içeren üçlü koalisyon hükümetine dönüşen geçiş dönemine hazırlanmak idi. Belki de bu istifalar, Mesut Barzani’nin “resmi” karar yapımına yakınlığı garantiledikten sonra iktidardan çekilmeyi kabul etmesinin sebepleri arasında yer almaktadır.  Nitekim iktidar, Mesut Barzani’den sonra, parlamentodaki temsilcisi Kürdistan Demokratik Partisi ve kendisine oranla geçici alternatif olma niteliğine sahip olduğu için diğer Kürt partilerinin de kabulüne mazhar olan yürütmenin başındaki damadı Neçirvan Barzani’ye geçmiş oldu.

Kürdistan Bölgesi’nin Geleceğinde Etkili Taraflar

Bölgenin geleceği meselesine gelince, bir ilk olan referandumun etkisi ve Bağdat’la meydana gelen kriz genişleyerek bütün bir bölgenin ve gelecekrteki siyasi haritasına etki edebilir. Bu nedenle, Kürdistan’ın geleceği bölgeye ve geleceğine etki eden iradelere bağlıdır. Bu iradelerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: 

Birincisi: Politik güçlerden oluşan (Kürdistan’daki) yerel iradeler.

İkincisi: Bağdat’taki federal hükümet ve politik güçlerle temsil edilen uluslal iradeler.

Üçüncüsü: İran ve Türkiye gibi Kürt azınlıkların yaşadığı Komşu devletlerden oluşan bölgesel iradeler.

Dördüncüsü: İsrail, ABD ve bazı AB devletleri gibi, Irak’ta ve bölgede bulunmada menfaati olan ve rekabet halindeki uluslarası güçlerin iradeleri.                                                                

Dolayısıyla Kürdistan referandumunun arkasında, gerçekleştirilmesi planlanan bazı meseleler olduğunu düşünebiliriz. Bu referandumun arkasında, Suriye ve Irak’ı da içine alan bütün bölgenin tanıklık edeceği kimi değişiklikleri gerçekleştirmek için önceden planlanmış, hazırlanmış ve aşamalı bir şekilde hayata geçirilen bir planın itici edici gücü olduğu fikrini inandırıcı gelmektedir.

Nesnel değişkenlere, güç dengelerine, yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlere bağlı olarak bir senaryodan diğerine geçiş olasılığı da vardır. Kuveyt’in işgalinin ardından uygulanan uçuş yasağı, bulüşmelerin derinleştirilmesi ve işgalcilerin bakış açısı ve isteklerine göre meşruiyet kazandırılıp anayasal bir çerçeveye oturtulması gibi uygulamalarla bölünmenin eşiğine gelen Irak’taki plan askıya alınıp Suriye’nin bölünme planı aşamalı bir şekilde öne alınarak uygulanabilir. Uluslararası güçlerin cebinde her zaman aşamalı olarak tırmandırılarak bu değişikliklere uygun gerekçeleri ve alternatifleri mutlaka vardır. ABD’nin, çoğunluğu Kuzey Suriye Kürtlerinden oluşan ve liderleri Kürt olan 30 bin savaşçıyı silahlandırma projesinde Irak yerine Suriye’nin bölünmesini öne almasının işaretlerini görebiliriz. 

İşte bu durum, ABD’nin Kürdistan bölgesinde yaplan referanduma karşı çıkması çabasının gerekçesini de ortaya çıkarmaktadır. burada Türkiye’nin menfaatlerine ilişme imasında bulunması,  ABD’nin, Türkiye’nin menfaat ve sitratejilerini, Rusya ve müttefiki İran’a değil kendisine bağlamaya çalışması anlamına gelmektedir. böylece Kudüs’ün yutulma çabası ve benzeri konularda  sağlam duruşu nedeniyle ciddi yara alan Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini  yeniden dengelemek istemektedir.

Yukarıda ifade ettiğimiz durum, Kürt meselesinin artık Irak “jeopolitiği”nde hareket eden yerel bir mesele olmaktan çıkıp alanı “bütün bölge” olan uluslararası bir mesele haline geldiğini teyit etmektedir. Şüphesiz bu olgu, ilgili taraflara, özellikle Kürdistan bölgesi, Irak, Türkiye ve İran’a sorumluluk yüklemektedir. Kürt ve diğer bileşenler arasında, hususiyle Irak’ta, kardeşlik ruhunu yeniden inşa ederek; Kürt halkına etkin katılım, adil ortaklık imkânı sunarak; uzaktan gelern kusuz güçlerin zehirleriyle baş ederek çözüm üretmezlerse bu meselenin boyutlarının gittikçe genişleyeceği hususunda daha da dikkatli davranmak gerekecektir.

Bağdat ve Kürdistan Sorununun Çözüm Yolları ve Bunların Bölgenin Geleceğindeki Etkisi:

Birbirine karıştırmak için değil, konuyu ele alış bakımından bir araya getirilmiş iki meseleyi birbirinden ayırmak için referanduma tekrar dönebiliriz:

Birincisi: Referandumun yaplmasına neden olan taraflar:

İkincisi: Bu tarafları referandumun yaplılmasını desteklemeye iten amaç ve hedefler.[2]

Bu iki hususun birbirinden farklı olduğu şüphe götürmez.

Sebepler, amaçlar, itici unsurlar (motivasyonlar) ve etkiler arasında sistematik bir bağlantı vardır. Bu bağlantıyı tespit etmek, müzakere süreçlerinden beklenilenleri ve bunların bölgenin (Kürdistan’ın) geleceğine nasıl etki edeceğini önceden bilmemizi sağlar. Bu noktada itici unsurlar, bir kısmının gerçekleşme, diğer bir kısmının da gerçekleşmeme ihtimali olan hipotezler şeklinde ele alabiliriz. Bunlardan bazıları:

Siyasi Motivasyon: Kürdistan başkanı Mesud Barzani’nin motivasyonu. Bu konuyu daha önce açıklamış ve bu çalışmanın giriş kısmında değinmiş ve işlemiştik.

Ekonomik Motivasyon: Bağdat ve Erbil’in, özellikle iki tarafın petrol üretme, ihrac etme ve yabancı şirketlerle ilişkilerdeki yetkileri hususunda Irak Anayasasının ilgili maddelerini yorumlamadaki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Bağdat, Kürdistan hükümetin  seneler önce uluslararası şirketlerle petrol arama ve üretme konusunda yaptığı anlaşmalardan rahatsızlık duymaktadır. Merkezi hükümet yetkilileri, bu anlaşmaların yasal olmadığını söylemekte, Bağdat’ı anlaşmalar ve ihracat konusunda yegane yetkili olarak görmektedir.

Bağdat ve Erbil, Aralık 2014’de bir petrol anlaşması imzalamış ancak tekrar anlaşmazlıklar çıkmış ve anlaşma Haziran 2015’de askıya alınmıştır.  Bunun ardından bölge, federal hükümetinden bağımsız olarak petrol ihracatına başlamış, Bağdat ise buna karşılık, Kürdistan’ın federal bütçesinden %17 civarındaki payını keserek cezalandırma kararı almıştır.

Bölgesel Stratejik Motivasyon: İsrail’in referandum yapması için Kürdistan bölgesini dikkat çekici bir şekilde desteklemesi, motive etmesi, görünürde Kürtlerin devlet kurma hakkını ölümüne savunması[3] ve bölge halkını liderlerini desteklemeleri için teşvik etmesi bir çok meseleyi açıklamaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. İsrail’in Kürdistan Referandumunu desteklemesini açılyayan Hususlardan birini şöyle izah edebilirz:

Türkiye ile ilişkilerinin bozulmsından sonra İsrail, Türkiye ile eski ortaklığı yeniden dizayn etmeyi talep etme “zilletine” düşmektense, Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığını destekleyerek ABD’den kendilerini tanımasını sağlamak[4] suretiyle baskı uygulayan ülke konumuna gelme arzusu vardır.

2. Kürdistan’ın bağımsızlığı, İsrail’e, İran nükleer projesini ve balistik füze programlarını izleme imkanı verecektir. İran yayılmacılığı karşısında beklenen ve İran stratejik gücünü hedef alacak muhtemel yöüğun bir İsrail saldırısının faturasını Körfez ülkelerine yükleyen Suudi Arabistan – İsrail ittifakı bu gerekçeği güçlendiriyor.

3.IŞİD ile savaş senaryosunun bitmesinden sonra bölgenin bileşenlerinin yeni problemlerle meşgul olması için İsrail’in görünen gelecekte bütün bölgeyi kapsayan projeleri ve stratejik programları vardır. Kudüs’ün, İsrail’in başkenti ilan etmeye ön hazırlık olması amacıyla ABD’nin İsrail’deki elçiliğini Kudüs’e taşıma kararı ve orada demografik bir değişikliğe yetecek olan 300 bin yerleşim birimi kurma planları da bu görüşü desteklemektedir.

Bölge ve Bağdat Arasındaki İlişkinin Geleceği

Sözkonusu kriz, bölgesel, ulusal ve yerel aktörlerin, uluslararası roller olmadan yönetebileceğini göstermiştir. Bu durum, etkisi birbirine bağlı ve ters bir ilişki denklemi doğurmaktadır; Şöyle ki: Yerel, ulusal ve bölgesel irade güçlendiğinde uluslararası iradelerin rolü zayıflar. Zaten olan da budur. Hatta Kürdistan’daki yerel ve Irak’taki ulusal irade, problemi sadece federal çerçevede ve anayasa çatısı altında iki tarafı da hoşnut edecek şekilde etkili iki aktör olmaları hasebiyle diğer iradeleri sınırlama ve problemi sadece kendi aralarında çözme imkanına sahip oldukları bile söylenebilir.

Bunun yanında şayet Bağdat ve Erbil’in kendi bölgesel ve uluslararası çevreleriyle ilişki kurmak isteniyorsa, bu ilişkiler anayasal yetkilere göre, konum ve kararlarında bağımlılık ve baskı olmadan eşitliğin egemen olduğu kurulduğu takdirde bir sıkıntı teşkil etmeyecektir.

Birincisi: Referandumun Etkileri ve Gelecekteki Girdileri:

1.Federal Mahkeme, Kürdistan referandumunun anayasaya aykırı olduğuna karar verdi, Neçirvan hükümeti ise Mahkeme’nin kararını tanımadı. Ancak “Mahkemenin kararına saygılıyız, fakat bu, kararı kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor” şeklindeki açıklamaları şu hususlara işaret etmektedir: 

A. Bölgesel Hükümetin mahkemenin kararını tanımaması, Merkezi Hükümet üzerindeki baskıyı sürdürme ve gelecekteki müzakereler için bir koz olarak elde tutma amacı gütmektedir.

B. Bölgeye, kendisini ve bağımsızlığını destekleyebileceğini ima eden uluslararası aktörler var. Bu ihtimali pekiştiren ve tercih ettiren bir çok delil var.

2- Bağdat, Kürdistan hükümetinin federal mahkemenin kararına karşı tavrını reddetti ve karara uyulması gerektiğini vurguladı. Kürdistan hükümeti, özellikle “Neçirvan Barzani” ve yardımcısı “Qubad Talabani” nin Fransa’ya ve sonrasında Almanya’ya yaptığı ziyaretin ardından, Neçirvan – aniden – mahkemenin kararını kabul ettiğini ve saygı duymaktan öte ona bağlı kalacaklarını duyurdu. Bu durum aşağıdaki husuları ortaya koymaktadır:

A. Almanya ve Fransa başta olmak üzere, Avrupa Birliği’nin Irak ve Kürdistan’da gelecekte oynayacağı bir rol var.

B. İki Avrupa ülkesinin “Neçirvan” ve yardımcısı “Kubad” a söyledikleri arasında, bölgenin olduğu gibi kalması ve bölgenin ortadan kaldırılması hayaletini ve olasılığını yok etme de var.

C. Bu duyuru, hiç şüphesiz Bağdat ve Erbil arasında duran müzakereleri harekete geçirecek ve Bağdat’a Kürdistan bölgesindeki sorumluların niyetleri hakkında daha fazla güven duygusu kazandıracaktır.

4. Diyalog henüz başlamamıştır, çünkü Bağdat, bazı hedefleri gerçekleştirmek için sözlü değil yazılı resmi bir beyan istemektedir. Bu hedeflerin bazıları şunlardır: 

A. Bölge hükümetinin referandumun anayasaya aykırılığına ilişkin “mahkeme kararı” nı Kabul etmesi.

B. Bölgesel hükümetin referandum sonuçlarının geçersiz olduğunu kabul etmesi. Bu da referandumun bağımsızlık için gelecekte bölgesel hükumetin elini güçlendirecek bir emsal olarak görülmemesini sağlayacaktır.

İkincisi: Bazı Irak Siyasi Güçlerinin Kürdistan’la Gelecekteki İttifakları:

Bölgedeki en güçlü siyasi parti olan Kürdistan Demokrat Partisi, “Nuri el-Maliki” ile yeni iletişim kanalları açtı ve iki boyutu içeren anlaşmalar yaptı:

1. Siyasi Boyut: Nuri el-Maliki’nin ikinci döneminde Kürdistan Demokrat partisi ve Kürdistan Yutrtsever Birliğinin liderliğindeki Kürdistan Kualisyonunun oynadığı etkili rol gibi özellikle Bağdat’taki oylama ve el-Maliki bloğunun diğerlerine tercih edilmesi, her iki tarafa da siyasi düzeyde ortak menfaatler sağlayacaktır.

3. Ancak Kürdistan bölgesi el-Maliki ile Muhtemel anlaşmadan doğan siyasi kazanımları yeterli görmeyip ekonomik dosyanın da   hesaba katılması şartını da  öne sürmektedir Bu şart, petrol, sınırlar ve bölgenin bütçe içindeki payını da içermektedir. Bu sağlandığı takdirde el-Maliki’nin gemisinin yelkenleri istediği kadar destek rüzgarlarıyla dolacaktır.

Üçüncüsü: Kürt Güçlerinin Bağdat ile Beklenen İttifakları:

Barzani’nin Parti’si ile el-Maliki’nin bloğu arasında beklenen bu anlaşma, aşağıdaki nedenlerden dolayı başbakan el-Abbadi’yi rahatsız etti ve etmeye devam ediyor. Bunun bir kaç sebebi vardır:

1. Bu anlaşma, bölge ile müzakerede el-Abbadi’nin konumunu zayıflatır ve merkezin taleplerinin tavanını bölgesel yönetim lehine baskı altına alır. Ve Abbadi’nin teröre karşı kazandığı askeri zafere ek olarak “siyasi zafer” elde etme fırsatını kaçırır.

2. Bu anlaşma, önümüzdeki seçimlerde el-Abadi’nin kazanma şansını zayıflatır ve onu diğer Kürt aktörlerle ilişki kurmaya iter.

3 – Bu, aynı zamanda el-Abadi’yi, el-Maliki ile bir kualisyon kurması halinde Kürdistan Demokrat Partisini itibarsızlaştırmak ve belini bükmek için bir girişimde bulunmaya itmiştir. Bu durumda Kürdistan bölgesi, hem refarandum hem de doğuracağı sorumluluklarından kurtulma konusunda katmerli bir başarısızlık yaşayacaktır. Bu yüzden el-Abbadi ve cumhurbaşkanı gibi merkezdeki bir takım politikacılar ve askeri şahsiyetler, Değişim Hareketi, Cemaat-i İslami ve Barham Salih başkanlığındaki Adalet ve Demokrasi Koalisyonu’ndan oluşan ortak bir heyeti kabul etti.

Üçüncüsü: Bölgedeki Güç ve Kürt Siyasi Akımlarının Haritası:

Partiya (Barzani’nin partisi) ile El-Maliki arasındaki beklenen anlaşma, Kürdistan Yurtsever Birliği tarafından izlenen bir şeydi. Bu durum, Partiya ile Yekêtiy partisi arasında bir uzlaşmayla sonuçlanabilir. Böyle bir uzlaşmanın olabileceğine işaret eden bir çok emare var. Neçirvan Barzani ve Kubat Talaban’in bölge hükümetini oluşturan iki ana bileşen olarak Fransa ve Almanya’ya yaptıkları ortak ziyaret bu emarelerden biri sayılır.

2. İran ile Erbil arasında genişlemeye elverişli kapsamlı ziyaretler ve anlaşmalardan bahsediliyor. Bu anlaşmaların ilki, karşılıklı çıkarlara dayalı olarak aralarındaki işbirliği ve daha geniş ufuklar açmak için sınır kapılarının açılması olabilir.

3. Maliki, İran’ın sularından uzaklaşamaz ve desteğinden vazgeçmez, İran tarafından kurulmamış bir çadır/çatı altında çalışmaz. Bu durum, el-Maliki ve “Partiya”nın yakınlaşmasını ve beklenen ittifaklarının gerekçesini oluşturmaktadır.

4. Diğer şey de, İran’ın bölgedeki Amerikan etkisiyle rekabet etme girişimleri bağlamında ortaya çıkıyor. İran, Yekêtiy partisi ile olan sağlam ilişkilerini, Erbil ile yakınlaşmak ve Partiya ve Yekêtiy arasındaki koordinasyonu kolaylaştırmak için iyi kulandı. Bu şekilde bir tarftan Süleymaniye’nin iplerini elinde tutmuş, diğer taraftan da ikisine de yakın durarak Erbil’in de elinden tutmuştur. 

6. ABD desteği ile Bağdat’ın, Değişim, Cemaat-i İslami, Adalet ve Demokrasi Koalisyonunun temsil ettiği üçlü Kürdistan koalisyonunu kendisine çekme gayretlerini önleme arzusu, bu ittifakı (İran, Partiya ve Yekêtiy) desteklemektedir.  Bedir örgütü ve siyasi ortağjı Haşd-i Şabi’nin el-Abbadi’nin beklenen Nasr bloğundan çıkması, bu görüşü desteklemektedir.

Dördüncüsü: İran ve ABD Arasındaki Etki Dengesi ve Türkiye’nin Etkisini Kaybetme Olasılığı:

1. ABD, bölge ile ilişkilerini ve oradaki nüfuzunu sağlamlaştırmaya ve pekiştirmeye çalışmıştır. Bundan dolayı:

A. Süleymaniye ile yeni ve sağlam ilişkiler kurmaya başladı. “Arbat”taki eski askeri havaalanında askeri üs kurma girişimi bunun açık göstergesidir. Bu, bölgede etkisi iyice artan İran’ı baskı altına almak için stratejik bir girişimdir. Türkiye ise Suriye sınırı ile meşgul olduğu için zaten etkisi devre dışı kalmış durumdadır.

B. el-Abbadi’nin yaklaşan seçimlerde İran’ın müttefikleri olan el-Maliki, Bedir Örgütü ve ortaklarına baskı yapma girişimi, Amerikan destekleri çerçevesinde gerçekleşmektedir.

C. ABD, seçimlerin öneminden dolayı gelecek dönemde Bağdat üzerinde yoğulaşmaya çalışmaktadır.  Bu da İran’nın “ABD,  kürt bölgesinin bağımsızlığını erteleme kararı aldı” şeklindeki açıklamasını desteklemektedir.   

2. Diğer taraftan, İran bu durumu  dengelemek için iki şeyi yapmaktadır:

A. Erbil ile yakınlaşma. Sınırların açılışı ve bunu izleyecek diğer adımlar bunun bir göstergesidir.

B. el-Maliki’nin Barzani ile beklenen siyasi ittifakını desteklemek.

3. Türkiye ise, İran ve Irak’la işbirliği sayesinde refaranduma karşı koymak ve “detayları açıklanmayan Suriye konusundaki İran ile anlaşmaktan elde ettiği kazançlarıyla” ilgilenmekte. Suriye’nin bölünmesine karşı çıkmak anlaşmanın başında geliyor. Türk vizyonunda stratejik önceliğe sahip olan iki konu bulunmaktadır:

A. Kürt sorunu ve Türkiye Kürtleri.

B. Suriye ile sınırlar ve Suriye’de bir Kürt bölgesi kurma projesini akim bırakmak.

Bu iki mesele, Türkiye’nin endişlerini tetikliyor ve özellikle ABD’nin, büyük çoğunlunu Kürtlerin oluşturduğu ve komuta ettiği 30 bin silahlı bir birlik hazırlaması nedeniyle suriye topraklarında meydana gelecek değişikliklerin kendi topraklarına yönelebileceği hesaplarını yapmaya itiyor. Bu durum Türkiye’yi, Suriye’ye girmek için askeri güç hazırlamaya yölendirmiş, yaptığı açıklamalarında ne kadar kararlı olduğu göstermek için belli tavırlar sergilemiştir. Suriye, hâlâ gelecekteki haritasını çizmek için uluslararası, bölgesel ve yerel iradelerin savaş alanıdır: Türkiye’nin korkuları, Suriye’yi bölmeyi amaçlayan muhtemel bir ABD rolünden dolayı Rusların uyarılarıyla örtüştü. Bu bölünmenin araçlarından biri, yerine getirilmemiş Kürt güçleri” dir. Bu güçler bir taraftan Amerika’nın emin olunmayan vaatleri ile Türkiye’nin karşılık verme azmi arasında sıkışmış surumda kalmışlardır. Bu olgu, uluslararası boyutta Kürt meselesinin geleceğini, büyük Kürt rüyasının yıkımına neden olabilecek bir kumarla karşı karşıya bırakmaktadır.

Bu nedenle, bizim ve Irak Kürdistan’ı olayları ile ilgilenenlerin, onun geleceğinde hangi iradelerin uzantılarının olacağını önceden kestirmeye ve Bağdat ile Erbil arasındaki yapıcı müzakerelerin gecikmesinin doğuracağı sonuçlara karşı uyarmaya hakkı vardır. Çünkü Suriye’nin sürklendiği aynı duruma Irak da sürüklenebilir ve geleceğinin haritasına etki edebilir. Bu durumda Türkiye ve İran’ın, Irak için birer siyasi ve stratejik bir derinliğe dönüşmesinin ardından, referandum krizine çözüm üretme, etkilerini aşma, hatta Irak’ın bölünmesini erteleme konusunda Irak, Türkiye ve İran’ın stratejik anlaşma ve koordinasyonun olumlu rolü inkar edilemez.

Beşincisi: Üçlü Kürt İttifakı ve Abadi Arasındaki Anlaşmanın Taslağı:

1- Öte yandan Bölgeslel hükumetin zayıfladığı ve diğer ulusal güçleri Bağdat’la, Kürdistanın geleceği ile ilgili müzakerelerden diskalifiye etmeye çalışması karşısında, Bağdat’ın bu Üç Kürt güç odağının, bölgeyi temsil etme taleplerini karşıladığına dair kuvvetli emareler var.

2. Üçlü ittifakı oluşturan Kûran, Kûmel ve Berhem Salih Birliği’in Bağdat ziyareti gündemi üç ana noktayı içermektedir:

A. Kürdistan bölgedeki personelin maaşları.. el-Abbadi bu konuya olumlu yanıt verdi ve eğitim ve sağlık bakanlıkları çalışanlarının maaşları ve aidatlarının verilmesi konusunda bir anlaşmaya varılırken, ardından da diğer bakanlıkların maaş durumunun da incelemeye alınacağı karara bağlandı. Ancak ödemeler Kürdistan Hükümeti veya il meclisleri aracılığıyla yapılabilir. Bu ödemelerin bir kısmının da  2015 – 2016 yılları ile ilgili çiftçilerin haklarıdır.[5]

B. Tartışmalı Kerkük ve Tuzhurmato bölgelerinin sorunlarını çözmek: Nİtekim buralardan binlerce kişi Kürdistan’a doğru akın etmişti.

C. Güçlü geleneksel güçlerin manipülasyonunu engellemek için, Bağdat’tan, hem bölge hem de Bağdat ile alakalı seçimlerin denetlenmesi. [6]

3. Bu meseleler, Kürdistan halkının karşılaştığı problemler olduğu için onlar tarafından memnuniyetle karşılanmıştır ve böyle karşılnmaya devam edecektir. [7]

Altıncısı: Kürdistan’ın İçi ile İlgili Konular:

Süleymaniye Gösterileri:

yönetime karşı gönullerde birikmiş bir kızgınlık var. Kürdistan otoritesinin barışçıl olmayan, hatta barışçıl gösterileri bile kabul etmediğine dair bir kanaat var. nitekim 17 Şubat 2011’deki gösterilerde ölü ve yaralananlar olmuştu. [8]

1. “Yeni neslin hareketliliği” adıyla siyasi bir parti kurmayı düşünen, tutuklanıp sonra tekrar serbest bırakılan NRT kanalının sahibi Şasuvar Abdulvahid liderliğindeki “Kürdistan Referandumuna Karşı Koyma Hareketi” hariç aktif partilerin hiçbiri, şiddet, bazı siyasi parti ve kurumların merkezlerinin yakılması nedeniyle Kürdistan’daki gösterileri desteklemedi.

3. Kumel Partisi kurumları tehlikeye atmayı reddetmiş, ülkenin Suriye gibi olmasına izin vermemiş ve amaçlarını barışçıl yollarla gerçekleştirmek için “üçlü siyasi cephe” oluşturmayı tercih etmiştir.

3. Fakat Kûmel ve Kûran üyeleri hükümetteki pozisyonlarından istifa etmiş ve Adalet ve Demokrasi Birliği ile birlikle Bağdat’a yönelmiştir. Üçlü muhalefetin deyimiyle Partiya ve Yekêtiy partileri değişim, reforma değiller. Kürdistan’ın zenginlik kaynaklarının büyük bir kısmı ele geçirdikleri için maaş ve diğer ödemeleri yapmadılar ve özel derece sahipleri ve emekli parlementelerin maaşlarını kesme kararı aldılar.

4. Hatta geçen yıl Kürdistanda, öğretmenlerin ve diğer grupların yaptığı gösteriler bürtün dünyada ses getirirken, Erbil’de yankı bulmadı. Bu da Erbil’deki iktidarin – muhalifetten bir yetkiliye göre – sivil taleplere cevap vermediğini ve önemsemediğini göstermektedir.

Kürdistan’da Yerel Siyasi Rekabet:

Çözülmesi gereken sorunların varlığı, siyasi çatışma olarak tanımlanabilecek durumun doğal neticesidir. Nitekim Bu sorunlar ve çözüm arayışları, seçim sonuçları ve uluslararası, bölgesel, Iraklı ve yerel güçlerden oluşan ittifaklar üzerinde meydana getireceği etkiler aracılığıyla çatışmaların sonuçlarını belirlemede önemli bir etkiye sahiptir.

1. Kürdistan bölgesi parlemonto seçimlerine hazırlık yapmaktadır. Kürdistan ulusal güçleri ve ilgili kurumlar özgür ve adil bir seçimiin yaplmasını garantilemek için hummalı bir çalışma yürütmektedirler. Seçimin temel dyanak ve unsurları vardır. Bunların en önemlisi ise  seçmen kütüleridir. yaklaşık 3.5 milyondan oluşan “seçmen kütüğü”nde “500 bin” yasadışı isim var. Hatta bazı muhalif partiler, ölümlerin de eklenmesi ile birlikte yasadışı isimlerin sayısının 900 bin olduğunu tahmin etmektedir. Kayıtlı seçmenlerin çoğunun 90 yaşın üzerindedir. Bu da muhalefet tarafından geleneksel Kürdistan güçleri hakkında ortaya atılan bir şüphe kaynağıdır. Üçlü ittifaktaki üst düzey bir yetkiliye göre[9], bunların bazıları 166 yaşlarına varmalarına rağmen hala oy kullanmaktadır.

2. Partiya (Barzani’lerin partisi) eğer şimdi seçimler yapılırsa kendi açısından Kürdistan seçimlerinde önemli bir zafere ulaşabilceğini, ancak seçimler gecikir ve Irak seçimleri ile birlikte yapılırsa bir çok oy kaybedeceğini düşünüyor. Ancak Kürdistan hükükemeti Bağdattaki siyasi güçlerle kendisini tatmin eden bir pazarlık gerçekleştirdiği takdirde seçimler konusunda acele etmebileceğini ifadde etmktedir. 

3. Kürdistan Yursever Birliği ise, Kürdistan seçimlerinin Irak seçimlerinden sonra yapılmasını istemektedir. Çünkü seçimlerden önce aşmak ve çözmek zorunda olduğu bir takım parti içi sorunlar ve bölge içinde de komplike problemlerden muzdariptir. Budan dolayı da zamana ihtiyacı verdır.

4. Cemaat-i İslami, Değişim, Adalet ve Demokrasi Birliği partilerinin benimsediği üçüncü bir görüş daha vardır. Bu blok, seçimlerin Bağdat seçimlerinden önce veya sonra veya beraber yapılmasını bir sorun olarak görmemekteler. Onlar için önemli olan:

A. Seçmen Kayıtlarını Temizlenmesi

B. Bütün parlemanto sandelyeleri üzerinde rekabeti sağlamak ve –yetkililere göre-yaklaşık dörtte biri bulan ve iktidar partisi için yapılan oylar üzerindeki manipüleyi engellemek.

Kürdistan, Irak ve Tüm Bölgede İstikrarın Sağlanması:

Bölgede çıkarların iç içe geçmesi, vizyonların örtüşmesi, pozisyon farklılıkları ve stratejik kumarların tırmanışı neticesinde başı yaklaşan ama nerede biteceği belli olmayan ve tüm bölgeyi kapsayacak çatışmaların yaklaştığını gösteren emareler vardır. Uluslararası, bölgesel ve hatta ulusal Irak ve Kürt güçleri belirsiz koalisyonlar arasında gelgitler yaşamaktadırlar. Avrupalı oyuncuların, ABD’nin İran ile nükleer anlaşmasını bozma iradesine karşı çıkmasından da anlaşılacağı üzere hem bölgedeki durumu sakinleştirmeyi hem de ABD’nin bölgede sebep olabileceği maceraların risklerini azaltmayı amaçlayan Fransa ve Almanya gibi Avrupalı oyuncuların topa dahil olmaları bunu göstermektedir. Suudi Arabistan ve İsrail’in de dahil edilmesi beklenen stratejik projeye ilaveten ABD’nin Suriye’deki Kürt güçlerini silahlandırması, bölgeye uluslararası güçleri çekecek, stratejik mevcudiyetlerini meşru kılacak gerekçeleri rasyanel bir şekilde aşacak sakinleştirici unsurların varlığını zorunlu kılmaktadır.  Bu gerekçelerden bazıları şunlardır:

Birincisi: İranı’ın devrimi ihraç etme projesi ve Ürdün Kralı’nın belirttiği gibi bir strateji olarak “Şii” hilalini oluşturma arzusu Arap baharı devrimlerinin ardından gerçekleşti; ve İran bu devrimleri bu projesini gerçekleştirmek için kullandı.

İkincisi: Özellikle İslam medeniyetini yeniden diriltebilecek “İslam Birliği” hayalini gerçekleştirmek isteyen Recep Tayyip Erdoğan döneminde Türkiye ile Batılı ülkeler arasındaki ihtilaflar, Türkiye’nin, Batılı Devletlerin dokunulmasına müsade etmediği ve güvenliğini tehdit eden her şeyi yok ettiği güvenlik bölgesinin dışına çıktığı gibi bir varsayımın doğmasına neden olmuştur. Bu, liberal Batı modelinin geleceğini ve bölge devletleri ile stratejik ortkalıklarını tehdit edebilecek bir değişkendir. Bu olgu, Türkiye’yi zayıflatacak, medeniyet projesinden vazgeçirecek ve bu medeniyeti inşa etme gücünü elinden alacak şekilde bir istikrarsızlığın oluşmasına musade edilmesini netice vermiştir.

Üçüncüsü: Bölgeye uluslararası güçlerin yerleşmesinin gerekçelerinden biri de, bölge devletlerinin kendi aralarındaki ihtilaflarla meşgul olmalarıdır. Bölgedeki uluslararası müdahaleyi sınırlandıracak bir takın husuhslar vardır. Bunlardan biri de Kürdistan referandumuna karşı iyi bir koordinasyon ile uluslararası role ihtiyacı bertaraf eden  Türkiye, İran ve Irak arasındaki “stratejik anlaşmalar ve koordinasyon deneyimlerinden faydalanma” gelmaktedir.

Dördüncüsü, ABD’nin Irak’ı işgal etmesi, ordusunu dağıtması ve yeni bir anayasa yazdırması, Irak bileşenlerini ve azınlıkları koruma bahanesiyle ülkede mezhepçiliği inşa etti. Bu olumsuzlukların aşılması, anayasanın yeniden yazılması ve işgalin etkilerinin tamamen yok edilmesi gerektirmektedir.

Beşinci: Kürdistan Bölgesine has olarak denebilir ki, Kürtlerin beklentilerine kıyasla – çok sınırlı girişimler müstesna – bölge ülkelerinde haklarının tanınmaması, Kürtleri ve davalarını destekleme bahanesiyle uluslararası müdahaleye kapı açacak ortamlar doğurmuştur. Bu da, ancak Kürtlere haklarını iade etmek ve geçen bir asır boyunca oluşturulmuş psikolojik engelleri yıkmakla etkisi kaybolacak bir durumdur.

evvel-ahir hamd Allah’a (c.c) mahsustur.

Dr. Mustafa Ulvani

Siyaset Bilimi Profesörü


[1] – Bkz: İqlim Kürdistan Ma Be’de el-İstifta ve Taharrükat Hükümet Bağdad, Mustafa el-Alvani, 17.01.2008, www.ruyaa.cc.

[2] – Amaç: refarandum yapmak, ayrılağa davet etmek. Gaye: Bağımsızlığı gerçekleştirmek veya bölgeyi ve tarftarlarının ilişkilerini krize sokmak.

[3] – İsral’in bu tavrı, Güney Sudan’a karşı  takındığı tavrı ve ölümüne desteklemesini hatırlatmakata, ancak, çeşitli düzeylerdeki sorunların çözülmesini engellememiş ve amacının Güney Sudan’ın bağımsızlığı ve  ve Afrika’ya girişini kolaylaştırmak olduğu ortaya çıkmıştır.

[4] – Türkiye ile işbirliğini sona erdirmek için bir İsrail önerisi, İsrailli yazar Lebid, Tercüme: Sa’d Abdülaziz, https://kitabat.com. 09 Ağustos Çarşamba 2

[5] – Yazarın da şahit olduğu 13/1/2018 tarihli Irak Planlama Bakanlığının bazı liderleri tarafından yapılan bir toplantıda belirtildiği gibi.

[6] – Bu makalenin hazırlanması amacıyla 14/1/2018 tarihinde yaptığım röportajda geçen üçlü ittifakın bazı liderlerinin ifadelerine göre.

[7] – Aynı kaynak.

[8] Bu niteleme kurdistendaki bir muhalefet liderine aittir. Bu açılamayı Süleymaniye’de düzenlenen son gösterierden sonra yapmıştır.

[9] Bu satırların yazarının bir takım muhalefet yöneticileri ile yaptığı görüşmede duyduğu ifadelere göre..

Başa dön tuşu