Durum DeğerlendirmesiYayınlar

Yemen Krizi: Kapsamlı Bir Çözüm ve Referans Kültürüne Doğru

Giriş:

Son zamanlarda meydana gelen yerel ve bölgesel boyutları ile dünyadaki güç dengesini etkilemeye büyük katkıda bulunan değişkenlerden sonra Yemen’deki mevcut tablo, farklı biçimleri ile kriz fenomenlerinin iyice arttığı bir durumu sergilemektedir. Bu rada  son derece onemli olan husus manzaraya  bakarken, sosyal bünyeye kök salmış ve gizli kalmış hastalıkları teşhis için anatomisini mercek altına almak zorunlu hale gelmiştir. Bu yolla parçalanmaya yatkın Yemen toplumunun bileşenleri özellikle de güney bölgelsinin arasındaki bağın zayıf noktaları tespit edilebilir.

Bu çerçevede, söz konusu tablo hakkında hem içeriden hem de dışarıdan yapılan okumaların birçoğu, mevcut sahneyi tanımlama, boyutlarını analiz etme, detay ve olaylara dalmakla sınırlı kalmıştır. Her ne kadar Bu okumaların bir kısmı, teşhis ve tedavi açısından mevcut sahnenin problemleri üzerinde durmuş ise de, bunun ötesine geçerek bize Arap zihniyetine egemen olan tanımlama kültürünü aşarak krizden çıkış yollarına götürecek gerçek çözümler üretememiştir.

Bu politik çalışmamız, – İslam Ümmetinin Çözüm Kültürünü Kökleştirmek İçin Rüya (Vizyon) Araştırma Merkezi’nin katkılarıyla- Yemen’in yapısında köksalmış sorunların haritasını çizmeye, hem gerçek hem de hayali/nazari çözüm ve çıkış yollarını tespit etmeye çalışmaktadır. Böylece elimizde diğer önerilerden farklı olarak, bu krizin problemleri ve gerçek çözümleri hakkında net bir vizyonumuz olacak ve netice itibariyle Yemen karar yapıcılarını ve etki sahiplerini bu krizden kurtulma yollarına yönlendirme imkanı oluşacaktır.

Yemen ve Krizin Rotası

Yemen’nin mevcut krizi, yeni ortaya çıkmış bir şey değildir, aksine kökleri politik yapının oluşmaya başladığı zamanlara kadar geriye gitmektedir. Burada amacımız krizin tarihiliğini ve bu yapı içinde kök salıp derinleştiğini açıklamak değildir. Amacımız krizin fenomenlerinin Yemen rejiminin biyografisinde ve onu doğuran atmosferde ortaya çıkan kötü bir rastlantı olmadığına dikkatleri çekmektir. Burada anlatmak istediğimiz husus, Bu krizin, Yemen toplumunun hakları ve kapsamlı büyüme hedeflerinin aleyhine olarak kişisel menfaat veya başkalarına taşeronluk etme yolunda rejimin uyguladığı politikaların da katkısı ile Yemen’i otoriterlik ve yolsuzluk çemberine sürükleyip götüren bir sürecin sonucu olduğunu ifade etmektir. Bu sebeple, Yemen’in son zamanlarda tanıklık ettiği siyasi yapısındaki çöküş, coğrafi ortamında meşruiyetin yok olması, mezhepçi Husi milislerin egemenlikleri, karar alma ve yönlendirme açısından kontrollü bölgesel müdahale, hiç şüphesiz savaş, yıkım, fakirlik, ambargo, tefrika, dağınıklık ve bölgenin kontrolü dışında Yemen ve halkına hiç bir faydası olmayan 10 yıllar boyunca siyasi otoritenin uyguladığı kötü ve çarpık politikaların blançosudur. 

Bu sahnenin sorunlarını ve yolaçtığı sonulçları okurken genelden özele geçtiğimizde, görüyoruz ki bu süreçlerin sonucunda yemen’de uygulanan bir çok çarpık politilaya karşı verlen tepkinin  bir parçası olarak 2011’de bir devrim gerçekleşti. Bu devrimin sonuçlarından biri Ali Abdullah Salih yönetiminin bir Körfez inisiyatifi ile düşmesi idi. Sözkonusu devrim Gençlik devrimine karşı yapılmış başlı başına bir darbe sayılır; çünkü bu adım, istibdat ve kaos yapıcılarına kendi menfaatleri doğrultusunda Yemen sahnesinde politik roller oynama fırsatı sunmuştur. Bahsettiğimiz bu durum, 2014’de Salih ile Husiler arasında varılan ittifaktan sonra devrime darbe veya karşı devrim olarak adlandırılan, cumhurbaşkanı Hadi’nin düşürülmesi ve hükumeti ile birlikte ev hapsine alınması, daha sonra da Körfez Devletlerinin eliyle makamına geri dönmesinde somutça ortaya çıkmıştır. Bu belirleyici verilerden de anlaşılacağı gibi, Yemen sahnesine, karışıklık, kaos ve istikrarsızlık hakimdir. Bunun nedeni, bu sahnenin politik yapısının bölünmüşlüğünden kaynaklanan pusulasını kaybetmiş siyasi kararlar ile bunlara yapılan bölgesel müdahalelerdir.

Husi Hareketi: Oluşum ve Güçlenme

1979 Humeyni devriminin başarısından sonra, Hüseyin El-Husi birkaç defa Tahran’a gitti, daha sonra babası Bedreddin el-Husi İran’a sığındı. Şafii mezhebi ve Vahhabi okululun ağır bastığo bir toplumda eriyen ve küçülen Zeydi mezhebini sürdürmek iddiasıyla onlardan destek istedi. Sonunda 12 imam ve Zeydiye mezheplerini birebirine yaklaştıran ve Velayet-i Fakih doktrini ile uyuşan ortak bir zeminde buluştular. Bu anlaşma, iki mezhep arasındaki farklılığın önemine vurgu yapmak ve tam bir ayniliği kabul etmemekle birlikte “Carudiyye” fırkasının inançlarında somut bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Bu fırka, “ABD’ye ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet, zafer İslâm’ındır” gibi İran’ın kullandığı sloganlara benzer sloganlar kullanmıştır. Bunlar, Zeydiye mezhebini korumayı öne sürerek Vahhabiliğe karşı koymak için uluslararası çatışma aktörlerini Yemen’e çekmeye ve bölgeye yardım çekmeye çalışmışlardır. Nitekim Yahya el-Husi, uluslararası ilişkiler grubuna verdiği demeçte, Zeydiye mezhebinin ayaklanmasının ndeninin kimlik kaybını önlemek olduğunu belirtmiş ve “Bizim asıl işimiz Vahhabilik ile mucadele etmektir” diyerek bunu teyit etmiştir.

Husilere ait ilk hücre veya çekirek yapılanma, 1982’de “İmanlı Gençlik Örgütü” adıyla Saad’da örgütlenmeye başladı. Bu dönemde, Damaj’da başka bir selefi ekolü ortaya çıktı ve Şeyh Mukbil el-Vadii’nin 1980’lerin sonunda Yemen’e dönüşünden sonra daha da genişledi.

İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet, birinci ve ikinci Körfez Savaşları arasında iyice açığa çıktı ve zamanla şiddetlenerek bölgesel savaşların motoru haline geldi ve bölgedeki mezhepçi çatışma ve kavganın alevlenmesinde önemli rol oynadılar. Yemen’de ise iki fraksiyon ortaya çıktı: Birincisi İran destekli Husilik, ikincisi de Suudi Arabistan destekli selefilik. Bu iki fraksiyonun ortaya çıkmasında Ali Abdullah Salih’in büyük rolü vardı. İran’dan da Suudi Arabistan’dan da yardım, onun vasıtasıyla geliyordu, ancak o bu süreçte bu durumu siyasi faaliyetlerin unsurlarına karşı kullanmaya çalıştı.

11 Eylül 2001 olayları sonrasında önceki cumhurbaşkanına karşı politik olarak başkaldırmaya başladılar. Yahya el-Mütevekkil gibi Genel Halk Kongresi Daimi Komitesine sızan liderlerinden Cumhuriyet rejimine karşı açıklamalar yapıldı. Bunun üzerine Salih onların bu örgütlenmesinden endişe duymaya başladı, ancak Salih istediği zaman tasfiye edebileceğini biliyordu. 2004 yılında askeri çatışma başladı ve “ilk savaş” olarak adlandırıldı. Aynı yıl içinde sonuçlanan savaşın neticesinde Husiler mağlup oldu, örgütlerinin siyasi ve manevi lideri Hüseyin Bedreddin el-Husi öldürüldü, Sa’da bölgesi onlardan tamamen temizlendi, geriye kalanlar veya onlarla irtibatlı olduğundan şüphelenilen kişiler, devletin zindanlarına atıldı. Başta İngiltere, İran ve Katar olmak üzere bir çok devlet onların salıverilmeleri için arabuluculuk yaptı. 

2006 yılında, Salih ikinci dönem için cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandıktan sonra, yurt içinden ve yurtdışından bazı çevreler, Salih’I onları sebest bırakmasını telkin ederek, bunların, ellerindeki ağır silahları bırakacaklarına, hükümet binalarını teslim edeceklerine, rejimi için gelecekte tehlike oluşturan askeriye, emniyet ve kabile liderlerinden kurtulmasi için kendisine yardım edeceklerine dair onu ikna ettiler. Böylece devlet tüm kurumlarda bu tasfiyeleri yapmak için onlara bazı bakanlıkların kapılarını açtı, S’ada’da vatandaşlardan zekât almalarına ve vergi toplamalarına müsade etti, ancak bu adım onların, sahada daha büyük hedefleri gerçekleştirmek siyasi emellerinin iyice artmasına ve yol açtı.

Sa’de’da cerayan eden 6 savaş sırasında Zeydiye mezhebi alimlerinden bir grup arabuluculuk etmek için olaya müdahil oldu ve şehirde savaşı durdurmak için Salih’e bazı şartlar önerdiler. Bu şartların en önemlileri şunlardı: Sa’da’da ihdas edilen askeri birliklerin çekilmesi, Husi’nin isteği üzerine tayin edilen Şamlı vali devlet nezdinde birinci sorumlu kabul edilmesi, Abdülmelik el-Husi’nin Husilerden sorumlu olması askeri, bölgenin komutanı Ali Muhsin Salih’in Sa’de’nın idaresine karışmaktan men edilmesi, tüm sünni merkezlerinin geri çekilp yerine bölge halkından oluşan Zeydiye mensuplarına ait merkezlerin inşa edilmesi, başka bölgelerden Sa’de’ye getirilen hocların geri gönderilip yerlerine kendi bölgelerindeki hocaların gelmesi, selefi İman üniversitesi, Şafii Ahkaf üniversitesi  gibi Zeydi bir üniversitenin kurulması.. vb. Bu şartları önceki devlet başkanı Salih’e teklif ettiklerinde onlarla alay ederek şöyle cevap verdi: “Asıl bu şartları onaylaması için Sistani’ye gitmeniz gerekiyordu.” Bu söz, “Yemen bir Pers şii bir il değildir” anlamına geliyordu. Ancak Salih sonuçta bu şartların bazısını uyguladı. Belki de uyguladığı şartların en önemlisi, Birinci Zırhlı Tümeni zayıflatması ve Husilere olan sadakati ile bilinen Şamlı valinin tayini idi.

Dammac’da Husilerin, sünnilerin kökünü kazımak istedikleri şeklinde şayialar yayılmaya ve Suudi Arabistan’da pazarlanmaya başlandı; buna karşılık Husiler de Vehhabiliğin ve tekfirci metodunun tehlikesini anlatan bir söylem geliştirdiler.

Husiler ve İran Arasındaki İşbirliğinin Mezhepsel ve Politik Tezahürleri:

Husilerin Cevf bölgesindeki manevi lideri Şayif el-Umeysi, 2010 yılında Akhbar el-Yevm’ gazetesine verdiği demeçte, Husilerin Yemen’i bir İran/Pers ili yapmaya çalıştığını, Taiz’de uyuyan hücreler yerleştirdiğini, onların bütün sloganlarının ve finansının İran ve Lübnan Hizbullah’ı kaynaklı olduğunu açıklamıştır. 

BM’ye çalışan uzmaların 2009 ve 2011 yılları arasında yayaınladığı ve BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporlarda İran’ın, Yemen’deki Husi isyancılara en az 2009’dan beri silah sağladığı yer almaktadır. Raporda, 2011 yılının Şubat ayında Yemenli yetkililer tarafından bir İran balıkçı teknesinin ele geçirildiği, 900 İran yapımı anti-tank füzesi taşıyan kargonun Husi isyancılarına gönderildiği belirtilmektedir. Oysaki 2007 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler kararı uyarınca uygulanan yaptırımlardan dolayı İran’ın Yemen’e silah satma yetkisi bulunmamaktadır. (Sky News Arabic)

Husiler’e ait bütün sloganlar, törenler, etkinlikler ve şarkılar İran, Bahreyn ve Lübnan (Hizbullah) tarafından hazırlanmaktadır.

Ali Reza Zakani ve diğer İranlı Devrim Muhafızları komutanlarınnı Yemen’in başkenti Sana’nın düşüşünü kutlayan, Riyad’ın da düşeceğini müjdeleyen açıklamaları bulunmaktadır. Nitekim bunlar Sana’nın düşmesinden önce de Yemen’de Lüban Hizbullahı’ndan kat kat daha büyük kahraman ve askerlerinin olduğunu ilan etmişlerdi. 

Husilere sınırsız para ve silah desteği sağlayarak milisler devşirme, eğitme, misyonlar gönderme, bağışlarda bulunma, uzmanlar yetiştirme ve tedavi merkezleri açma, birinci ve ikinci Ceyhan adlı İran gemilerinde olduğu gibi 2011 öncesi ve sonrasında silah ve patlayıcı yüklü gemiler gönderme gibi faaliyetler yapılmıştır.

Husiler, 2014 yılında Amran ve Sana’yı düşürmelerinden sonra Amran’daki merkezi hapishaneden ve Sana’daki Ulusal Güvenlik Cezaevi’nden tutuklu İranlıları çıkarmışlardır.

Körfez bölgesini düşürmeye ön hazırlık için, güneyden husilerle, Katif, Dammam, Necran, Kuveyt ve Bahreyn gibi her tarafından Şii milisleri ile kuşatmışlardır.

– Husi liderlerin 2014 yılında Kabe’de ABD’ye ölüm sloganı atacaklarını ifade etmeleri.

– Bütün Yemen siyasi taraflarını ve kendilerine muhalif olan herkesi tekfirci ve IŞİD’ci ve Vahhabi cemaat olarak nitelemeleri, Taiz, Aden ve diğer şehirlere hasımlarını tekfir ettikleri için Hüseyin intikamlarından hareketle savaşçılar göndermeleri.

– Mescitleri, dini eğitm merkezlerini ve Kuran kurslarınıAl -i Beyt’e düşmanlık yapan Navasıb tekfirci vehhabilere ait mescitler olduğu bahanesiyle  bombalayıp kapatmaları.

– Zeydi mezhebi de eğitim müfredatında olmasına rağmen Yemen’deki sünnilerin kalelerinden biri olan İman Üniversitesini işgal etmeleri.

Güç kullanarak camilere kendi mezheplerinden hatipler atamaları.

– Dini faaliyetlerini desteklemeleri ve (iddia ettikleri gibi) isyancılara karşı yaptıkları cihadı finanse etmeleri için esnaf ve tüccara vergi ve zekat zorunluluğu koyma.

– Mezhepçilik ve ırkçılığa inanmayan alim, vaiz, düşünür ve medyacıları takib etmek, tutuklamak veya öldürmek.

– ders müfredatını Kendi inançlarıyla uyuşacak şekilde değiştirmek.

– Bir çok bölgede ilmi havzaların oluşturulması ve ilkokullarda öğrenciler arasında mezhepçi sloganların kullanılması.

-radyo ve telvizyonları, ezanı kendi mezheplerine uyacak şekilde okumaya zorlamak: (Yemen Miyüzik Radyosunda olduğu gibi). Bu durum daha önce Yemen’de yoktu. Ve Yemenliler ile Ehl-i Beyt arasında hiçbir kopukluk ve soğukluk olmamıştır; bilakis ininçları gereği gece gündüz onlara salat ve selam getirirlerdi, fakat İrancı Husilik, Mezhepçiliği körüklüyor ve insanlar arasında tohumlarını ekiyordu.

– Bir çok mescitte teravih namazı kılınmasını engellemek ve namaz kılanlara saldırmak.

– Zeydi kütüphaneler de dahil olmak üzere Sünnilerden bahseden bir çok kitap ve kütüphanenin yakılması.

Sa’de olayını bütün diyalog ve anlaşmada görüşülen ana konular arasına sokmaya  ısrar etmeleri.

– Kendileriyle ihtilaflı oldukları Ehl-i Sünnet gruplarının bütün önde gelenlerini tutuklamak. Hatta hiçbir siyasi projesi olmayan Hacurileri bile hedef almışlardır.

– Bir iyasi bir duruşu olmayan ve barışçıl Sünni tebliğ cemaatine düşmanlık. Cemaat bu boyutun farkına varıp geçen dönem boyunca Sa’de bölgesine mensuplarını göndermemiştir. 

– İranlı uzmanların katılımıyla Yemen-Suudi Arabistan sınırlarında Husilerin askeri tatbikat yapması.

– Körfezin derinliğini/merkezini vurmak için balistik füze yapmak ve geliştirmek için uzmanların gönderilmesi.

– Bir çok bölge savaşı reddediyor ve Husilere teslim ediliyordu, fakat onlar savaş ve çatışmanın fitilini tutuşturmak için ellerinden geleni ardlarına koymuyor, zorla ele geçiriyor ve oranın halkına ait kayda değer dikili bir şey bırakmıyorlardı.

– Ali Abdullah Salih’in öldürülmesi. Husiler öldürülme anında komutanları Hüseyin El-Husi’nin intikamı alındı diye bağırıp duruyorlardı.

– Yemen’in eski devlet başkanı Husilerin İran’dan maddi yardım aldıklarını söylerken Husiler de devletin, Suudi Arabistan sermayesiyle kendilerini öldürdüğünü söylüyordu. Bütün bunlar Suudi Arabistan ve İran’I kullanmak amacıyla yapılıyordu.

Sa’de savaşı ise Sünni – Şii boyutu ve çarpıtılmış haliyle bölgedeki rekabetin bir parçası haline geldi. Hatta Katar gibi bazı devletler 6 savaş döneminde barış konusunda rol oynamaya çalıştı. fakat bazı siyasal analizciler bu gayretlerini akim ve başarısız kalmasının arkasında Suudi Arabistan’ın olduğu görüşünde. 

Salih’in öldürülmesi öncesi ve sonrasındaki mezhepçi, milliyetçi ve ırkçı çatışmanın hakikati ve sonuçları açığa çıkıp belli olmuştur. Çünkü Husiler mezhepçi çatışma ile siyasi çatışmayı birleştirme hususunda deneyim kazanmış, siyasi ve inançsal amaçlarını gerçekleştirdiği takdirde metodik bağlamlarının dışında ittifaklar kurmayı başarmışlardır.

Uluslararası Koalisyonl’un Çelişkili Politikaları Ve Belirsiz Rotaları:

Mart 2015 gece yarısı Suudi Arabistan liderliğinde 10 ülkeden oluşan koalisyon “Kararlılık Fırtınası Operasyonu”nu başlattı. İlan edilen amacı, Yemen’de bir çok bölgeyi hakimiyetlerine geçiren Husileri geri püskürtmekti. İlan edilen amaç bu olmasına rağmen hedef ve stratejiler bakımından kendi aralarında bölünmüşlük yaşayan, Yemen’in özgürleştilmesi konusunda destekleyen, karşı çıkan ve susup tarafsız kalanlar olmak üzere bölünen Arap İttifak Güçlerinin işin içine katılmaları, Yemen’deki siyaset sahnesini daha da karmaşık hale getirdi. Yemen’in Husilerden kurtuluşunu destekleyenlerin başında, şiilik ile mücadele üzerine inşa edilen misyonuna uygun olarak Suudi Arabistan gelmekte, ancak Yemen’deki savaşı neticelendirmek için “Hadi liderliğindeki zayıf meşruiyet” ve Mülüman Kardeşler’in yönetime zayıf katılımını destekleyenler ile Mülüman Kardeşler’in (Islah Partisi) tamamen siyaset sahnesinden uzaklaştırılmadan svaşın bitirilmesine karşı çıkanlar şeklinde kendi içinde bölünmüşlük yaşamaktadır. Suudi Arabistan’nın derin devlet akımı, bu son görüşü desteklemektedir. kimileri de Mülüman Kardeşler’in zayıflatılması, küçültülmesi, Husi ve Salih’in askeri güçlerinden bir kısmını günün birinde onlara karşı çatıştırmak için dengeleyici bir güç olarak elde tutmayı desteklemektedir. Bunların büyük bir kısmı, Müslüman Kardeşler’in siyasi ve politik olarak zayıflatılarak, zorla sürgün yerleri Riyad otellerinde veya sahada ablukaya alınarak gerçekleştirildi. Suudi Arabistan’a bağlılıklarını garantilemek için bir çok şeyh ve şahsiyetin sadakatleri satın alındı, bir yandan Suud ile Salih arasında, diğer yandan, Suud ve Husiler arasında gizli-açık bir dizi ziyaret ve görüşme yapıldı. Suudi Arabistan dışişleri bakanı el-Cübeyir’in açıkladığı gibi bu görüşme ve ziyartler Uman Krallığında gerçekleşti ve böylece Yemen’in Suudi Arabistan için askeri bir tehdit olmayacağından emin oldular. 

BAE’nin başta Aden limanının Dubai’ye alternatif olmasını engellemek için gerekli önlemlerin alınması üzerine kurulu ekonomik hedef olmak üzere, bu ittifaktan beklediği temel amaçları vardır. Bu da ancak güneyde bulunan Islah Partisi, Kongre partisi ve Selefilerin zayıflatılarak güneyin kuzeyden köklü bir şekilde koparılması, güney bölgelerinde yoksul ve bedevilerden oluşan BAE’ye sadık yeni bir askeri güç veya Hadremi olarak adlandırılan gurubun kurulması, güneydeki tüm muhalifleri, özellikle Islah partisi  ve Selefilerin tasfiye edilmesi, halka işkence yapmak ve onları sindirmek için birçok cezaevlerinin ve gözaltı merkezlerinin kurulması, yerel otoritelere ve sadık figürlerin askeri liderlerin atanması ve güney illerinin bütün valilerinin değiştirilmesi suretiyle meşruiyete doğrudan baskı uygulamak yoluyla gerçekleşecektir. Ayrılıkçı geçiş konseyi ve Hadi’nin Aden’e dönmesini engellemek, Yemen üzerine vesayetni ekurmak için onun yıkıcı projesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Çözümler ve Referanslar:

Birincisi: Çözüm Kültürü:

Bu bağlamda düşünce ve hareket düzeyinde boyutları ve geliştikleri ortamları üzerinde düşünme bilincini zorunlu kılan bir dizi problemler öne çıkmaktadır. Çünkü Yemen’in toplumsal yapısındaki nedenleri ve tarihi kökleri ile birlikte ele alınıp düşünülmez ve benzer problemlerle birlikte gittikçe kök salan krizi aşma konusunda etkin katkıda bulunacak çözüm ve çıkış yolları üretilemez ise, bu problemler durumun daha da kötüleşmesine yolaçacaktır. Bu problemlerin en önemlileri:

Mezhepçilik:

Yemen’de tarihi bağlamları itibariyle mezhepçiliğin toplum tabanında açık ideolojik bir görünümü olmamıştır. Yemen’deki mezhep haritasına, Füru’ (Fıkhi meseleler) düzeyinde birbirine çok yakın olan Zeydilik ve Şafiilik ikilisi hakimdir. Zeydi mezhebini metedolojisini diğer mezheplerden farklı kılan hususiyetleri olsa da, bu farklılık halk düzeyinde güçlü bir şekilde belirgin değildir. Bu durum da, toplum yapısındaki diğer mezhepsel bileşenle birlikte büyük ölçüde uyum içinde yaşamasına yardımcı olmuş ve böylelikle mezhep bileşenleri arasında bir arada yaşama ve hoşgörü kültürü somut bir şekilde tezahür etmiştir. Ancak Zeydiye mezhebinin farklı mezhepsel temellerinin olması, hem inanç hem de siyasi bağlamda Husi hareketinde somutlaştığı gibi entelektüel ve politik elitlerin bazılarının üzerinde yansımaları olmuştur.

Bu hareket, Yemen’e (zeydi) imamların yönetim tarzına dönüş yapmak ve Zeydi kimliğinin sürdürülmesi misyonunu omuzlarına yüklenmiştir. Ancak bunu Zeydi mezhepçiliğinden farklı bir bağlamda, Velayet-i Fakih doktrini ve 12 İmam mezhebinin benimsemiştir. Böylece hareketi Bunun amacı, aksi yöndeki iddialarına rağmen, söz konusu çerçeve ile Husi Hareketini Zeydi dairenin dışında tutmaktır. Bundan dolayı, kurulduğu günden bu yana İran rejiminden büyük destek gördü. Yemen’de mezhepçiliğin bu çapta öne çıkmasının sebebi, Ali Abdullah Salih’in, Islah Partisi ve selefi akımlar ile temsil edilen Sünni akımın önünü almak maksadıyla Husi Hareketi’nin faaliyetlerini görmezden gelererk ve yayılmasına musade ederek bu hareketi siyasi bir araç olarak kullanmasıdır. İşte bu durum, fikri çatışmayı körüklemiş ve etkisi zorunlu olarak Sa’de olaylarından bugüne kadar devam eden Yemen’in tanıklık ettiği silahlı çatışmaya yansımıştır.  Nitekim bu çatışmalar Husilerle çıkar eksenli zayıf bir kualisyon kuran Ali Abdullah Salih’in yine Husilerin eliyle öldürülmesine neden olmuş ve işler askeri çözümün geldiği geldiği şu anki noktaya varmıştır.

Bölgecilik ve Kabilecilik:

Karalama ve dışlama politikaları nedeniyle sosyal ve politik boyutlarıyla Yemen’de bölgecilik ve kabilecilk, mensuplarının politik ve ekonomik menfaatlerini gerçekleştirme yolunda çözüm ve çıkış yolları sunma hususunda son derece etkin olgulardandır. Yemen’de kabile ve aşiret sadece geçmişe ait olan teşkilatlar olarak değil, aynı zamanda etkin ve ve oturmuş sosyal yapılar olarak ön plana çıkmaktadır. kabilenin Sosyal yapısı, toplumun sosyal yapısının en belirgin özelliğini teşkil etmektedir. Etkinliği sadece bireysel davranışla değil, aynı zamanda politik ve sosyal faaliyet alanlarında kolektif davranış ile de ilintilidir. Büyük aile, kabileyi oluşturan geniş tabandır ve kabile bağı özellikle ülkenin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde kabile yapısının ana ve en önemli etkenini oluşturmaktadır.

Bu realite karşısında Yemen’deki sosyal ve politik yapının, toplumda açık kapalı kavram ve düşünceler ile irtibatlı değerlerin karşısında konumlanan politik davranışa etki etmeye yönelik “darbeyi sonlandırma ve devleti geri alma olarak adlandırılan hedef birliğini” de içerebilecek politik ve ekonomik menfaatler çerçevesinde sosyal bileşenlere doğru yönelmesinde şaşılacak bir durum yoktur.  Bu durum, amaç birliği çerçevesinde çifte kimlikli oluşun en belirgin özelliği haline gelmiştir. Ancak politik çözümler bulma ile ilgili prensipler hala geçici kazanımlar ve menfaatler elde etme çerçevesinde yer almaktadır. Bu kazanımlar, stratejik vizyonlar ile değil yeniliklerle etkileşimde olan politik söylemin seçkinci bir yorumunu somutlaştıran politik, sosyal, mevcut veya hedeflenen kabile hayatının doğası hakkındaki yanıltan hipotezler üzerine kurulu olduğu gözükmektedir. Bu başlı başına çözüm ve çıkış yolları gerektiren bir problemdir. Bunlara politik yapıyı çözülme ve dağılmak ile tehdit eden güney çağrılarının etkisini de eklemek gerekir. Bu çağrılar sadece bölgecilik boyutuna özgü değil, sosyalist dönemde güney halkının yaşadığı tarihi tecrübe sayesinde sosyal ve politik etkisi de vardır. 

Particilik:

Yemen siyasi partilerinin daha yeni sayılır. siyasi faaliyetlerinin yürütülmesinde benimsedikleri ilkeler ve metodolojik referansları, siyasi faaliyetlerinde aşiretçilik ve bölgeciliğin etkileriden uzak kalmasını sağlamamıştır. Nitekim siyasi partiler, Yemen’deki kabile kurumuna niteliksel bir kurumsal alternatif sağlamada başarısız oldukları gibi politik ve parti içi çoğulculuğun ilan edilmesi Yemen’de kabileye dayalı sadakatleri azaltmamıştır. Buna, yirminci yüzyılın ikinci yarısında Arap bölgesinde hüküm süren politik entelektüel yapıları da eklemek gerekir. Bu partilerin fikri harıtasını gözlemleyenler, bunların, Yemen dışındaki, milliyetçi, islamcı, sosyalist v.b. egemen siyasi yapılara egemen olan düşünce sisteminden ne kadar etkilendiğini farkedeceklerdir.

Yemen’in yaşadığı ve halen devam eden çatışmanın doğası göz önünde bulundurulduğunda, bu partilerin siyasi yapısının büyük bir zaafiyete uğradığını,

bu nedenle özellikle de Yemen’in son zamanlarda yaşadığı hızlı değişimlerden sonra Yemen de gidişatı değiştirme yönünde ülkenin bütünlüğünü korumaktan aciz kadığını göstermektedir.

 Bu durum, Yemen’in bileşenlerinin bir çoğunun nezdinde bu siyasi oluşumlara karşı güveni sıfırlamış ve onları değersiz kılmıştır: Bundan hareketle, birçok gözlemci, mevcut krizlerin üstesinden gelmek ve yeni bir Yemen inşa etmek için gençlerin rolünü ve devrimin çocuklarının dayanmanın önemini vurgulamaktadır.

Dış Mmüdahale ve Gençlik Devriminin Rotasından Saptırılması:

Yemen Gençlik Devrimi, diğer Arap devrimleri gibi, hem bireysel hem de kolektif boyutta, kişisel politikalar yoluyla on yıllardır süren insanların yaşamları üzerindeki istibdad ve tahakkümün sona erdirilmesini müjdeliyordu. Ancak devrimin hedefleri eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in yerinden edilmesinin ötesine geçmedi, çünkü devrimi yapanlar “o zamanın görevi”nin bu engeli kaldırmak olduğunu düşünüyorlardı. Devrim, rejimin değişmesi ya da devrilmesi hedefinde birleşen çeşitli siyasi güçlerin katılımıyla halkçı bir karaktere büründü, ancak devrimcilerin beklentilerine tercüman olacak ortak bir program ile örgütlü bir liderlik ortaya çıkmayınca aynı özellik devrimin önünde bir engele dönüştü. Dolayısyla ülke içinde  bir birlik oluşturamayıp kendi içinde bölünüce dışarıdan gelen karar tek başına örgütleyen güç haline getirdi. Bu da ülkeyi dış müdahaleye bağımlı hale getirdi ve dış müdahalenin kendisi çözülemeyen bir  probleme dönüştü. 

İkincisi: Çözüm Yolları ve Önerilen Referanslar:

Çözüm yolları bağlamında, iç, bölgesel ve dış olmak üzere üç yol bulunmaktadır. İç zayıf olduğunda, bölge ve dış dünya kendi çıkarlarına göre meseleyi kontrol eder ve yönlendirir. bölgesel faktörlerin içerideki uzantılarından kaynaklanan zorlulara rağmen, bölgesel faktörlerin  içriye etkilerini azaltmak için iç imkanlar çözüm sürecinde denklemlere dönüştürülmelidir ta ki imkanlar aktif hale getirilsin ve çözümler geliştirilsin.

Çözüm geliştirme sürecini sağlamlaştırmak için, öncelikle krizden çıkmaya etkin bir şekilde katkıda bulunacak sağlam bir referans temeli bulmak gerekir. Yemen sahnesinde olanları gözlemleyenler iki referans üzerinde durmaktadurlar:

Birincisi: Gerçek bir referans: O da çözüm sürecinin aktive edilmesinde benimsi gerekli olan bir referans. Yani çözüm: Yemen anayasası, cumhuriyet rajimi ve Yemen’nin birliği ve bütünlüğü.

İkincisi Sahte Referans: Bu referans krizden çıkmak için çözüm üretmekten daha çok, durumun iyice kötüleşmesine katkıda bulunmaktadır. Bunlar da Körfez Girişimi, ulusal diyalog önerileri ve Başkan Abdurabbuh Mansur Hadi ve uluslararası kararlardır. Yemen’de işlerin vardığı nokta itibariyle ana maddeleri artık geçerli olmadığı için Körfez Girişimi, referans olmaya uygun değildir. Ulusal diyalogun çözüm önerilerine gelince, gerek şekil gerek se muhteva itibariyle sorunludur. Nitekim Şekli itibariyle, çelişkili konulardan oluşan ve önem sırası dikkate alınmamış, bin yedi yüzden fazla karar ve yönerge içeren dev bir atölye çlaışması taslağından öteye geçmemiştir.  muhteva bakımından ise birçok siyasi bileşenin şiddetli muhalefetinden dolayı kapsamlı ve herkesi kucaklayan referans çerçevesinin dışında kalmaktadır. Başkan Hadi’ye gelince onun içinde görünen köy klavuz istemez, ve durumu ortada; çünkü onun çatışma yerinden uzakta olması onu esir kılmış durumuna düşürmüş ve etkisini sıfırlamıştır. 2216 numaralı uluslararası kararın içeriği ise Husilerin Yemen’in kuzey kısmına özellikle Sana’ya fiili hakimiyeti realitesi ile çeliştiği için gerçekçi değil. İşlerin 2014 darbesi öncesine dönmesini istemesi bu kararın sadece başkan Hadi ve destekçilerinden başkasının takdirini kazanamamıştır.

Üçüncüsü: Çözümler ve Çıkış Yolları:

Buradan hareketle, yukarıda zikredilen veri ve Referanslar ışığında iki çözüm önerilebilir:

Birincisi: Uluslararası koalisyonun, içinde bulunduğu ve himaye ettiği çözüm şekli. Bu çözüm bağlamında teklif edilen araçlar ise: parlamento, etkin ulusal bir hükümet ve Yemen devletine tekrar meşruiyet kazandıracak ve çeşitli fenomenleriyle Husi projesini ortadan kaldıracak kapsamlı stratejik bir askeri plandır. Fakat Uluslararası koalisyonun bu çerçevede, Yemen siyasal güçlerinin bütün dizginleri ele geçirmesini sağlayarak, tekrar dengeleri kurması, kendi kendine yeterli ve etkin hale gelmesini sağlayan bir çözüm ortaya koyması Suudi Arabisatan’ın istediği bir şey değildir, aksine onun istediği gerçek şey kendisine tabi ve onun politikalarına entegre olan bir Yemen Devletidir.   

İkincisi, Uluslararası koalisyonun dışarıda kaldığı bir çözüm: Bu çözümde üç alt çözüm öne çıkmaktadır: Bir: İç barış ve Husiler dahil olmak üzere Yemen toplumunun bütün bileşenlerini çatısı altında toplayan bir ortamın hazırlanması. Bu çözüm, bir çözümün son derece önemli bir parçasıdır. İki: Gençlik ve özgürlük projesi (yeni blok). Üç: Bu da bir çözümün parçasıdır: Yemen’deki durumu teşhis edip meşru bir çıkış yolu bulma konusunda Yemen’deki ülema sınıfının gücünden istifade etmek.

Öneriler:

– Arap kualisyonunun askeri harekatı du durdurması ve siyasal süreci, koalisyonun bazı unsurları tarafından uygulanan belli ailelerin politika ve stratejilerinden uzak bir şekilde ve gerçek manada meşru otoriteye teslim etmenin zorunluluğu.

-Krizin çözümü adına tarafların uzlaşmaya vardığı kapsamlı bir referans olan, Yemen Anayasası, Cumhuriyet rejimi ve ulusal birlikte somutlaşan gerçek referansın esas alınması.

– Husiler de dahil olmak üzere Tüm tarafların katılacağı bir diyalog ile Yemen toplumunun bileşenleri arasında iç barışın sağlanması.

– Genç liderleri ve “Gençler ve Özgürler” projesini desteklemek.

– Yemen toplum örgütlerini ve media-iltişim araçlarını iç birliğin yeniden tesis edilmesi ve güçlendirilmesi yolunda etkin bir şekilde kullanmak.

– Sahadaki aktif güçleri içine alan bir kapsayıcı bir ulusalh ükümet kurmak.

– meşru siyasi kurumları, özellikle de Yemen toplumunun bileşenlerinin gerçek bir temsilcisi olan parlementonun toplanmasından sonra iyi değerlendirmek. Cumhurbaşkanı Hadi, gelecek dönemde sahneyi yönetemediği durumlarda otoritenin parlementoya devredilmesi seçeneği de masa da tutulabilir.

Başa dön tuşu